Kategoriler
geliştiriciye yönelik Genel Kullanıcı deneyimi (User Experience UX)

Erişilebilir Mobil Uygulama oluşturma, Bu nasıl, Bu neden?

Bu girişi yeniden yazmak gerekir; çünkü biz makaleyi tamamen kendimiz yazmadık. Birebir çeviri yerine, makalenin ruhunu mümkün olduğunca koruyan bir Türkçe uyarlamasını ortaya koyduk. Orijinal aslında bulunan bazı ifade biçimleri hem kültür, hem de konuşma dilinin yapısındaki farklardan dolayı ya Türkçe de, ya da Türkiye de karşılığı olmayan şeylerdi. Bizim yorumumuzu okumak için sizi davet ediyoruz.

 

Kategoriler
Genel

WhatsApp Gündeminizden Çıktıysa 6 Erişilebilir Alternatif

Facebook Gizlilik sözleşmesinde yaptığı değişiklik ile birlikte, Facebook Reklam kimliği oluşturmak amaçlı veri toplama politikasına WhatsApp kişiliğinin de dahil edileceğini duyurdu. Tabii bu veri toplama politikası her nasılsa WhatsApp mesajları ifşa edecekmiş gibi bir tavır oluşturdu. Bu duruma kullanıcıların karşı tepkisi alternatif mesajlaşma yazılımlarını tercih etmek oldu. Biz de bu sıralamayı erişilebilirlik kriteri ekseninde yapacağız.

Kategoriler
Genel

Başparmak aşağı: Bir kapsayıcı tasarım hikayesi

Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra yüksek lisans tezimi bitirdim ve mezun oldum. Bu yazımda tezimde karşılaştığım ve beni heyecanlandıran kısa bir hikayeden bahsedeceğim. Şimdiden keyifli okumalar!

Yüksek lisans tezimi uzunca bir süredir merakla peşinde olduğum iki konu üzerinden yazdım: Jestler ve Kapsayıcı Tasarım. Bu iki konunun birleşmesindeki sebep kısa bir zaman önce okuduğum Don Norman’ın doğal arayüzlerle ilgili bir yazısıydı. Bir arayüzün doğal olması ne demek diye merak edip okuduğum bu yazıda doğallığın günlük yaşamda kullandığımız iletişim yöntemlerinin, insan-makine etkileşimine de yansıması şeklinde olduğunu anladım. Mimiklerimiz, jestlerimiz, beden duruşumuz, ses tonumuz gibi sözsüz iletişimler de iletişimimizde doğal olarak kullandığımız araçlardı ve bunları insan-makine etkileşiminde de kullanmak iletişimi ve de arayüzleri daha doğal yapabilirdi. Don Norman’ın bahsettiği konu buydu.

Ancak bunu yorumlarken bir yandan da doğal dediğimiz iletişim yöntemlerinin istisnasız hepimiz için doğal olup olmadığını sorgulamaya başladım. Yani kullandığımız sözsüz iletişim yöntemleri yeterince kapsayıcı mıydı? Bu soru arayüz etkileşimini tasarlamamız için, yani Don Norman’ın bahsettiği doğal arayüz etkileşimlerini tasarlamamız için oldukça kritik. Çünkü dijital ortam erişimleri hepimiz için olmalı. O halde, arayüzleri tasarlarken herkes için ‘doğal’ olması son derece önemli.

Bu noktada, dijital dünyanın görsel iletişim üzerinde konumlanması sebebiyle, erişimde en fazla sorun yaşayan kullanıcıların, yani görme engellilerin yeni bir etkileşim yöntemi ile bu sorununun önüne geçip geçemeyeceğini merak ettim. İşte bu da beni ‘Uzaktan kontrol edilen cihazlarda görme engeli olan ve olmayan kullanıcıların jest tercihleri’ şeklinde son derece akademik bir dile sahip olan başlıklı bir tez yazmaya yönlendirdi. Ama merak etmeyin bu yazımda akademik detaya girmeyeceğim 🙂

Günlük hayatta dijital içerik tüketiminin sıkça yapıldığı Youtube/ Spotify/ Netflix gibi platformlar kapsayıcı olmak konusunda bir çok alanda yenilikler getirmeye devam ediyorlar. Ancak bu yeniliklerin etkileşim yöntemi hala buton, klavye, kumanda gibi araçlarla sağlanabiliyor. Halbuki araç olarak sözsüz iletişimi kullanabileceğimiz ve erişimi belki de daha kolay hale getirebileceğimiz süreçler yaratmak mümkün.. müydü acaba?

Bunu anlamak için bu platformlar üzerinden günlük kullanım senaryoları yaratıp jest kullanımının kapsayıcılığını araştırmak istedim. Eğer ne yapmak istediğim netleşmediyse bir örnek ile açıklayayım. Aklınızda Black Mirror’ın 1. sezon 2. bölümünü canlandırın (aşağıdaki görselden hatırlayabilirsiniz). Bu bölümde dijital cihazlarla etkileşim tamamen temassız ve uzaktan jestlerle yapılıyordu. İşte benim araştırdığım konu da tam olarak bu gibi etkileşimlerin kapsayıcı olup olmadığıydı. Yani görme engelli veya anlık görme kaybı yaşayan biri, bu gibi bir kullanım alternatifi ile erişilebilirlik bariyerini geçebilir miydi? Benim asıl meselem buydu.

Black Mirror / S01 B02 (Duvarları etkileşime geçilebilir dijital ekranlardan oluşan bir oda görseli)

Bu sebeple yürüttüğüm görüşmelerde de bir dijital medya içeriğini kullanırken alışkın olduğumuz etkileşimleri belirledim. İçeriği durdurma, tekrar oynatma, içeriğin sesini açma, içeriği beğenme, bir sonraki videoya geçme, içeriği beğenmeme ve benzeri şekillerde toplam 10 komut ile görüşmelerimi gerçekleştirdim. Doğuştan görme engelli ve görme engeli olmayan katılımcılarla görüşmeler yaptım.

Bu araştırmada benim için diğerlerinden daha çok merak ettiğim iki komut vardı: Beğenme ve beğenmeme (ya da yaygın bilinen hali ile like👍🏻 ve dislike👎🏻) komutları. Bu iki komutu bu kadar önemli kılan şey, bu komutların kültürümüzde sosyal medyadan sonra yaygınlaşan jestler olmasıydı. Yani görsel öğelerle etkileşimimizin artması sonucu yaygınlaşması sebebiyle, görme engelliler tarafından bilinirliğinin olup olmaması bu jestlerin kapsayıcılığını belirleyecekti.

Daha önce de bahsettiğim gibi görme engeli olan ve olmayanların kullanacağı jestlerin ortaklaşması ve farklılaşması kapsayıcılık açısından oldukça kritik bir konuydu. Ve sonuca baktığımızda aralarında oldukça farklılaşma söz konusuydu. Özellikle beğenme ve beğenmeme komutları tahmin edildiği gibi gerçekleşti. Görme engeli olmayan kullanıcıların hepsi, bu komutları gerçekleştirmek için başparmak aşağı, başparmak yukarı jestlerini tercih ettiler. Görme engeli olan kullanıcılarda ise durum oldukça farklıydı…

Görme engelli katılımcılara ‘içeriği beğenmedin ve bunu ellerini kullanarak göstermek istiyorsun, nasıl yaparsın?’ dediğimde bir kısmı elinin tersi ile itti, bir kısmı hoşçakal işareti yaptı. Ancak içlerinden biri yani Olcay, yani En İyi Deneyim’in fikir sahibi, beğenmeme ikonunu daha önce birinden duyduğunu ve başparmak aşağı şeklinde bir hareket olarak hatırladığını belirtti. Ondan bu hareketi yapmasını istediğimde de beni çok heyecanlandıran bir durumla karşılaştım.

Olcay’ın  beğenmeme hareketi tercihi

Olcay başparmak aşağı hareketini yukarıdaki görseldeki gibi, önce elini yumruk yapıp başparmağını kaldırarak ve sonra başparmağını kapatıp elini yumruk yaparak gerçekleştirdi. Onun için başparmak aşağı demek buydu ve hiç de mantıksız değildi. Olcay’ın bu tercihi başparmak aşağı hareketini bir kaç çeşit yolla yapabileceğimizin kanıtıydı. Çünkü Olcay’a detaylı bir betimleme yapılmamıştı, bunun genel kullancılar tarafından bilinen veya ‘doğru’ olup olmadığını bilmesi mümkün değildi. Olcay’ın bu tercihi onun sözsüz iletişimiydi ve Olcay’a göre doğrusu buydu. Sözsüz iletişim yollarında da bir erişilebilirlik bariyeri olduğunu, düşünüldüğü gibi doğal kavramının da kapsayıcı bir kavram olmadığını söylemek bu hikaye ile mümkün.

Tasarımcılar olarak çizdiğimiz, tasarladığımız, kurguladığımız öğelerin herkes tarafından aynı şekilde algılamasını sağlamak öncelikli görevlerimizden biri olmalı. Algı bu hikayedeki en önemli kelime olabilir. Bir şeyin kapsayıcı olması demek onun ne kadar yaygın kullanıldığı veya bilindiği ile ilgili değil, herkes tarafından aynı algılanması ile ilgilidir diyebiliriz. Bunu sağlamak için de herkesi kapsayan araştırma süreçlerini gerçekleştirmemiz gerekir. Olur ya bir gün sözsüz iletişim araçlarıyla etkileşim kullanımı yaygınlaşır ve siz de jest tabanlı bir arayüz yapmak istersiniz, işte o zaman Olcay’ın hikayesini unutmayın isterim.

Kategoriler
Genel

Yapay Zeka Oyunu 2. perde: İşler Değişiyor mu

Apple WWDC konferansından sonra, yapay zekanın oyuna dahil olduğunu ve erişilebilirlik için yeni ve yepyeni solukların gelecekte olduğunu söylemiştim.

Şimdi 2. Perdeyi sunmak için hazırım.

Daha önce ilk yazıyı okumadıysanız, Yapay Zeka Oyunu 1. perde: Kartlar Yeniden Karılıyor linkine sizi alalım.

Sahi, uzun olabilir; burada durdurup bir şeyler hazırlayın derim.

Kategoriler
Eğitim uygulamaları ve teknolojileri Genel

Dijital Eşitsizliklerle Mücadele 1 – Yeni Şeyler Söylemenin Zamanı

Tüm dünyada görülen yeni tip Korona Virüs (COVİD19) salgını ile başlayan zorunlu bir dijital dönüşüm süreci var. İlk günlerde beni sevindiren yanı, bu dijital dönüşüm hareketinin geri dönüşü olması çok zor olacağı için gerçekten her alanda olacağı idi. Virüs salgını sevindirmedi yani. Nasıl ederiz, nasıl yaparız demekten vazgeçtikten sonra perde kalktı, günümüzde eğitimden üretime; tüketimden eğlenceye her alanda dijitalleşmiş durumdayız. Virtual drinking etkinlikleri ile sosyalleşir olduk.

Yahu bizim kör camiası bunu on yıllardır TeamTalk sesli Konferans yazılımının üzerindeki sanal sunucularda yapıyordu; bu yeni çıktı karıştırmayın…

Geldiğimiz noktada, fiziksel erişilebilirlik sorunları ile bezenmiş kaldırımlardan çok, alternatifi olmayan görsel içerikler, etiketli olmayan butonlar, hangi yüzyılda programlandığı belli bile olmayan ara yüzler ile uğraşır hale geldik. “İşin iyi tarafı, burada ilerleme kaydetmek için fiziksel erişilebilirlik talepleri kadar bir şey yapılmasına gerek olmadığı…” cümlesini yazmak isterdim. Dijital dönüşüm ile kâğıt üzerinde hesaplama mantığının arasında sıkışmış muhteşem kompleks yapılarımız, kamu aynı kamu, ürün aynı ürün durumu ile bizi yeniden karşılaştırdı. Asla ele alınmayan erişilebilirlik talepleri ile yeniden karşılaşır olduk.

Herkesin acelesi var, herkesin önceliği var; işin kötü tarafı kimse erişilebilirliğin aslında genel deneyimi de iyileştireceği gerçeğini düşünmüyor.

Gelelim bu yazının asıl amacına, Dijital eşitsizliklerle mücadele için dijital silahlar.

Bu tam olarak ne anlama geliyor?

0 ve 1’lerin dünyasında 0 veya 1 olmak yalnızca bir tuşa basma meselesidir.

Bizler de yıllardır zaten erişilebilirliğin mücadelesini veriyorduk, zaten hak ettiğimizi almaya çalışıyorduk. Peki eşitliği sağlamayanlar için gerçekten hak ettiği 0’ı verme zamanı gelmedi mi?

Unutmamalısınız, dijital dünya, toplu dilekçelerin değil, bireysel hareketlerin toplu sonuçları olduğu bir dünyadır. O zaman gerçekten toplu bir dilekçe yazmak için arzuhâlci bulmak yerine, daha yeni şeyler söylemeliyiz.

Değil mi yani; yeni şeyler söylemenin zamanı cancağazım.

 

Burada adını geçirmekten Mutlu olacağım yapıların mücadelesini örnek alalım

Önce ben:

İtiraf edelim, geçtiğimiz haziran ayında, daha erişilebilir Online alışveriş deneyimi için yaptığımız çağrılar karşılık buldu.

Parçası olmaktan mutluluk duyduğum Engelsiz Erişim Derneğinin, 2020 Mayıs’ında #Engellenmekİstemiyoruz hareketi vardı.

Eşitlik mücadelesinde yeni bir cephe açılıyor. Nedir?

Eğitim. Milletimizin eğitiminin temel sorumlusu, Millî Eğitim Bakanlığı Uygulamalarından biri; dijital eğitim platformu EBA’nın erişilebilirliği.

Bu günkü sözümüzün konusu bugünün dertleri değildir. Söz konusu olan, bugünün çocuklarının geleceği, dolayısıyla yarınki daha eşit daha erişilebilir hayatın teminatıdır.

Bugün verilmeyen imkanların, yarınların eşitsizliğine dönüşmemesi için sende destek ver.

Eğitimde Görme Engelliler Derneği önceliğinde başlayan, Haktır kampanyasına sende destek ver. Tepkini koy, hayatı değiştir. Bunu sadece kendin için değil, bugün vereceğin tepkinin yarını kurtaracağını düşünmelisin. Neden biliyor musun? Bugünde yaşayanlar olarak, yarın için sorumluyuz.

Kampanyanın detaylı linkini vereceğim ama önce ben sana neler yapabileceğini sıralayayım.

destek@eba.gov.tr adresine EBA’nın içerisinde, alternatif açıklaması olmayan görsel içerikler olduğunu, Görme engelliler başta olmak üzere, eğitimi almak zorunda olan çocukların bu sistemden faydalanmadığını belirt. Mesai arkadaşın görme engelli öğretmenin, öğrencilerine erişemediğini söyle. Çocuğunun, kuzeninin ya da karşı binadaki çocukların dijital Eğitim’den faydalanabilmesi gerektiğini düşündüğünü söyle. Söyle işte, duyarlıysan, sorumluluğu hissettiğin ölçüde söyle.

  • Eba uygulaması var Uygulama marketlerinde, kullanıcısıysan kendin için, değilsen yarınlar için yorum yaz ve puanını düşürmek için 1 yıldız ver.

 

0 olanların gerçekten 0 olabilmesi için başkalarını bekleme! 0 olduklarını 1 ve 0’ların dünyasında haykırmak gerekir.