Olağanüstü birşeyler düşünün

Spread the love

Uzun zamandır ilk defa kendimle ilgili bir güncelleme paylaşıyorum. Bilindiği üzere, bir süredir, bir teknoloji ve GSM şirketinde, engellilik kültürünü geliştirme programları dahilinde oluşturulan bir fırsattan faydalanarak stajyer pozisyonunda çalışmaya başladım. Yakın zamanda asıl kadromda istihdam fırsatına eriştim, bu süreçte neler hissettiğimi, şirketimin ortamını ve erişilebilirliğe bakışın nasıl değiştirildiğini anlatmaya çalışacağım. Bu deneyimlerin kişiye özgü olduğunu unutmayın.

Elbet geçmişte ya da gelecekte daha farklı; olumlu yada olumsuz deneyimleriniz olabilir. Bu yüzden yazıyı sadece bir rehber yada okuma zamanı malzemelerinden biri olarak düşünün. Her ne olursa olsun, sondaki önerilerimi dikkate alın. Belki herkesin söylediklerini daha farklı şekilde söylemeye çalıştım başarmışımdır. Sevdiğin yola çık ve harekete geç.

Olağanüstü bir şey derler ya. Kendinizi hayal moduna alın…

Hayal moduna alın derken, kiminiz için gözlerinizi kapatın demek biraz anlamsız olabiliyor. Genede öğretilerin dışına çıkarak şunu söylüyorum: olağanüstü bir şey düşünün. Bir engelli için olağanüstü olan şey genelde en olağan olandır değil mi? Kendimden örnek verecek olursam, görmüyorum diye koluma yapışanlar olmadan bir kapıdan geçip, işlemimi halletmek falan. Tamam, bunca şeyi yazmamın elbette daha farklı bir sebebi var.

Kendi içerisinde farklı dijitalleşme modelleri deneyen bir firmada, olması gerekenlerin olduğu olağanüstü bir stajyerlik süreci geçirmem ve bir kadroda istihdam edilme sürecinde yaşadıklarımdan bahsedeceğim.

Çok uluslu şirketler, uluslararası uygulamaların bir kısmını kendi ulusallıklarına döndüklerinde uygulamak gibi bir zorunluluğa itilmiş durumdalar. Bunlardan bir tanesi ise, toplum içerisindeki olası yetenekleri yakalamak ve iş gücüne dahil etmek. Bu yeni trend. Şirketler genelde toplu başvurularda kaybolan engelli bireyleri, dezavantajlı durumda kalmayacakları bir işe alım ve uyumluluk süreci ile karşılaştırarak, hem şirket bilincini geliştirmeyi; hemde toplumsal kazanç ve itibar kazanmayı hedeflemektedirler.

Ben de büyük ölçüde buna odaklanmış bir firmada staj imkanı buldum. Staj?

Evet bir yazılım, kullanıcı deneyimi uzmanlığı vs diplomasına sahip değilim; fakat nerden çıktı bu stajyerlik?

Genelde Türkiye hukuk sisteminin ancak bu şekilde ara istihdam imkanı vermesinden kaynaklı bir durum. Böylelikle, daha esnek bir deneme sürecine dahil olabiliyorsunuz. Şirket tarafından hem tanınıyor; hemde sizde ortamı tanıyorsunuz.

Güzel olan şu ki, dijital bir birimde, bir ürün geliştirme takımının içerisinde çalıştım.

Peki nasıl bir ortam?

Ben ana çalışma konumuna uzaktan dahil oldum. Bu sayede takım içerisinde uzaktan çalışma becerisi iyice gelişti. Uzaktan olmasına rağmen tüm takım etkinliklerine bir şekilde dahil olma fırsatı buldum. Tabi uzak bir konumda çalışıyor olmam tamamen orda kalacağım anlamına gelmedi.

Periyodik olarak takım ile birleşme etkinlikleri düzenleyerek, uzaktan gözlemlediklerimi bizzat takımın içerisinde deneme şansı buldum.

Duyanlarınız vardır belki, Ben çağrı merkezi işlerinin yürütüldüğü (operasyon merkezi olarak bilinir, bir açık ofiste, dijital biriminin temsilciliğini yaptım ve müşteri davranışlarını inceleme şansı buldum.

Çalıştığım takımda, kullanıcı deneyimi tasarımcıları, iş geliştirme uzmanları, arka plan ve arayüz geliştirici yazılımcı arkadaşlar vardı. Toplam 12-13 kişilik bir takımda çalıştım.

Agile çalışma düzenini öğrendim; takım birlikteliği ve koordineli çalışma düzenine adapte olmaya çalıştım. Uzaktanda olsa iş ortamından kopmadan işi yürütmeye çalıştım.

Peki nasıl bir şirket ortamı vardı?

Soracağınızı düşündüğüm soruyu sona bıraktım. Bir okuyun ya! Zor değil sanki.

Öncelikle şunu söyleyelim, herkesin deneyimi kendine özel. Ben birçok nedenden kaynaklı kendime özgü bir süreç geçirdim. Bu yüzden tüm çalışanlar için her şirkette aynı olmasını beklemeseniz iyi olur.

Şirkette, her’kes zor bir işe alım süreci geçirdiği için oraya boşuna gelmeyeceğinizin farkındalar. Özellikle benim çalıştığım operasyon alanında daha önce bir görme engellinin çalışmamış olması, benim içerideki yargıyı istediğim gibi yönetmemi sağladı. Birlikte hareket etmekten tutunda, nasıl birlikte yemek alabileceğimiz, bir şey taşıyabileceğimiz, bir içecek alabileceğimize kadar öğretebilme ve uygulayabilme şansım oldu. Şirket operasyon merkezleri arasında, en bilinçli ortamın benim çalıştığım ortam olduğunu iddia edebilirim.

Hem de yeni rehabilitasyon merkezinden fırlatıldığım için bilgiler sistematik bir biçimde aklımdaydı. Bazen kendimi çok tuhaf hissettim bu yüzden. Sanki bağımsız hareket hocam kulağımın dibinde konuşuyor gibiydi. En güzeli de şu, insanlar zaten sistematik çalışmaya alışmışlar, öğrendiklerini hemen uygulamaya geçiriyorlardı. Ha gene de, bilgisayarın ekranı kapalı, telefonla zaman zaman garip şeyler yapan çocuk imajı vardı. Her yönüyle dijital kokan biriydim ama ne yaptığımı çoğunluk bilmiyordu. Belli nedenlerden ötürü bana gelmek zorunda kaldıklarında çok tuhaf hissettiklerini anlayabiliyordum. Tabi bizzat birim şefleri tarafından yönlendirildikleri için geri de dönemiyorlardı. İş akışına dahil olmam uzun sürmedi bu sebepten. Uzaktan çalıştığımda sürekli soru mail ve mesajları alıyorum haliyle.

Zaman zaman genel merkeze gittiğimde ise, dijital ortamların esnekliğini hissediyorsunuz. Burada “abi kafana göre takıl seslen herkes toplanır” durumu var.

Sanırım ortamı size hala ettirmedim. Bizim şirketin çalışma ortamı, geniş dikdörtgen alanlarda, sıra sıra dizilmiş, 2 grubu karşılıklı çalışmaya iten masa gruplarının olduğu alanlar. Bu alanların arasında ya uzunca bir koridor yada belli amaçlar için kullanılan ortak alanlar bulunur. Bu ortak alanlarda, birime göre; yazıcı, kahve makineleri, mikrodalga fırınları, elbise askıları, personel dolapları, birimlerin ortak oyuncakları… Say say bitmez, bu çalıştığınız birime göre değişir.

Pardon su sebilini unuttum sanki; ama unutmadım su sebiline yapılan muamele her operasyon merkezinde farklı. Bunun detaylarını açıklamak biraz zor o yüzden, su sebilinden su almak için onu bulacağınız yer ve yanında bardak olup olmaması bina yönetiminin tutumunu ortaya koyar. Gene de, masanızda bilgisayarınızla birlikte bir su matarası bulunur.

Tehlikeli mi? Yok, Öyle bir öğreniyorsun ki, alışıyor bir süre sonra herşeye el ayak. Tabi birkaçkez milletin korkmasına sebep olacak kadar sertçe birşeyleri yuvarladıktan sonra. Genede sessizlik saatlerinde aman dikkat. Koca ofiste herkes size bakıyormuş gibi hissetmeniz çok olası.

Dijital çalışma ortamlarının kendince havasını bilen bilir, bilmeyenler için herkesin yoğunluk alanı kendi masasıdır. İnsanlar kendi aralarında eğlencelerini ilerlettiği için muhabbet ve geyik her zaman hat safhadadır. Diğer alanlarda biraz daha çalışma kuralları yoğun olduğundan, sıkı dostluklar kural atlatma riskini ve eğlencesini getirir. Dijital alanlarda, işin yetişmesi koşulu ön planda olduğundan daha esneksinizdir.

Açık ofisler ise, işi halledecek kişiyi hemen bulabilmenizi sağlar. O yüzden kimin eli kimin masasında pek belli olmaz. Genelde görme engelli olunca sabit bir masa kullanmanıza ses çıkartılmaz; fakat esnek bir çalışma masa sistemi kullanılıyorsa, sürekli masanızı değiştirmenizi tavsiye ederim. Her gün farklı bir yerde olunca, ortamda ilerleyen muhabbete daha kolay ortak olabiliyorsunuz.

Bizim şirkette erişilebilirlik mevzusu:

Bizim şirket özelinde erişilebilirlik, yasal koşulların dayatması sonucunda ele alınmış, sosyal yaşamı destekleme zorunluluklarından biri olarak biliniyordu. Halen birçok birim tarafında algı bu yönde. Peki neyi değiştiriyoruz?

Öncelikle engellilerin bir ticari müşteri olduğu gerçeğini vurgulamayı başardık ve topluluğa dahil edilme bilincini kazandırmaya çalışıyoruz. Bunu yapabilmek için şirkette daha fazla alanda olmaya, daha çok ortada olmaya ve şirketteki herkesi harekete geçirmeye çalışıyoruz. Dijitalleşme hareketi başlamışken, buna daha fazla kişinin dahil olabilmesi için dijital becerileri yüksek kişilerle çalışıyoruz ve bu yönde kendimizi geliştirmeye gayret ediyoruz.

Bu yüzden, genel akım neredeyse, bizde kolaylığımızdan kaçıp ordaki hazzı ve sonucu yakalamaya çalışıyoruz. Böyle baktığınız zaman, bizim Office 2003 kullanma şansımız yok arkadaşlar.

Merak etmeyin, sabırsızlıkla tarife, ürün ve erişilebilirlik çalışması beklendiğinin farkında olarak şirkette yeni konumuma taşındım. Bu konum ki, daha çok nitelikli kişiyi uyarmamı ve uyarmamızı sağlayacak.

Hedefimiz, herkes için erişilebilirlik, herşeyin dahil olduğu kapsayıcılık ve her zaman için evrensellik.

Bir çoğunuz için bunun boş bir laf olduğunun farkındayım; ancak erişilebilirlik sağlandığında, asla deneyimin gerisinde kalmayacağız, herkes üründen ne alıyorsa hepimiz ona yetişmiş olacağız. Bunu nasıl sağlayacağız dersiniz? Bilincin, kültürün ve alışkanlıkların tam değişmeye başladığı noktadan erişilebilirliği dahil ederek.

Bizi yetiştiren topluluğun farkındayız; ve kendi kariyerimiz kadar erişilebilirliğide önemsiyoruz. Peki biz kimiz?

Erişilebilirlik mücadelesi veren birkaç dijital birim çalışanıyız.

İsimlerini belirtmeden tüm yönetici, İnsan Kaynakları personelleri, iş geliştirici ve kullanıcı deneyim uzmanlarına teşekkür etmeliyim.

Bundan sonrasını da şöyle bağlamak istiyorum:

İyide abi biz nasıl bu konumlara geliriz?

Şunu söylemek zorundayım. Lütfen… Hepiniz bu konuma gelmek zorunda deilsiniz. Yükselen trend yazılımcılık olduğu için herkes yazılımcı olmak zorunda değil.

Dahası, iyi bir yere gelmek için iyi yerden mezun olmak değil, iyi şeyler ortaya koymanız gerektiği gerçeğini düşünmelisiniz. Sevmediğiniz bir konuda ortaya bir şey koyamayacağınızı kabul ediyorsunuzdur sanırım. Yoksa, kabul etmiyor musunuz?

Peki, yazılımcılıkla ilginiz yoksa, en ufak bir örneğinin bile 50 a4 kağıdından daha fazla yer tutacağı İngilizce kodları, birbiri ile bağdaştırmayı ne uğruna kabul edersiniz? Üstelik bu kodlar ile bir sanat yapmanız isteniyor sizden. Evet, önünüzdeki her ne kadar siyah yeşil harf yığınlarından oluşsa da, ortaya çıkan şey aşık olunabilecek bir işletim sistemine dönüşmek zorunda.

Çok mu ağır oldu? Ellerinizin ıslanmasına dayanamıyorsanız, vıcık vıcık bir döküm çamurunu kalıba döküp bir şey üretmeye çalışmak ister misiniz?

Bütün bunların sonundaki bitmişliği hayal edip, kendinizi o işle özdeşleştiremiyorsanız, lütfen bulaşmayın. İşiniz imzanız, imzanız ise karakteriniz olmalı. Öyle bir yapışınız olmalı ki işi, birçok kişi sizin dokunduğunuzu anlamalı, sizi işinizden, işi sizden tanıyabilmeli.

Bu noktadan sonra, mezun olmanız gereken bölüm, almanız gereken sertifikalar çok önemli değil. Bunu zorunda olduğunuz için değil, işiniz sizi çağırdığı için yaparsınız. Bu noktadan sonra, kendi beğendiklerinizi başkalarına beğendirebilmek için mücadele edersiniz.

Tam da bu noktaların işaret ettiği yol, sizi işe alım süreçlerininde içinden geçirir, kendi işinizi kurmaya doğruda götürür.

Karakterinizi yansıtacak, adınızın birlikte anılmasından hoşlanacağınız olayın içine kendinizi atmalısınız. İşe alım uzmanlarının sizden beklentisi, belge ve evrak değil, başvurduğunuz pozisyon ile ilgili ne vaad ettiğinizdir. Bunuda referans satırını doldurmakla değil, sizi bulabilecekleri işler ortaya koymakla yapabilirsiniz. Elbette size garanti bir işi kimse öneremez. Yine de önerildiğiniz yerde birilerinin sizi savunabilmesini istiyorsanız, ortaya birşeyler koymalısınız.

Evet abi, eleştirme, yerme, yıkma, olumsuzlukla yaklaşma.

Üret, araştır, dokun oku. Yada ana sayfamıza gidip sloganımıza bir bak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir